Bu Ne A-ğlamaktır Dini Hikayeler

0
143

BU NE AĞLAMAKTIR?

Dıhye el-Kelbi, sonsuzluk Nebisinin huzuruna gelip Islam ile şereflenen ve hakikat incileri elde eden bahtiyarlardandı… Kendisi o kadar güzel yüzlü bir insandı ki, sokakta gezdiğinde halk onun yüzünü görebilmek için ardınca yürürdü..

Cibril-i Emin bile bazan onun sıfatına bürünüp gelir, Nebiler imamının huzuruna otururdu…

Kimse onun Cebrâil olduğunu bilemezdi. İşte Hazret-i Dıhye böyle bir saâdetin de sahibi…

İslâm ile hayat bulması da menkıbelerin en güzellerinden biri…

Dıhye, Arap kabilelerinden birinin reisi bulunuyordu… Ne var ki, henüz îman devletine erememişti. İki cihanın SaAdet güneşi Cenab-ı Mustafa (Sallâllahû Aleyhise Sellem) onun Müslüman olmasını çok arzu ediyorlardı. Çünkü o İslâm dairesine girerse kabilesi de ardınca yürür, iman nuruna ererdi…

Bir gün, Dıhye”nın hayat ağacına iman kuşu konmak istedi. Artık Müslüman olmayı arzu ediyordu…

Bir sabah namazından sonra Yüce ve Kerim olan Allah Resulüne vahiy buyurdu:

— Ey Resulüm!. Dıhye”nin kalbine iman nurunu attım. Biraz sonra sana gelecek…

Gerçekten de öyle oldu…

Rahmet Peygamber henüz Mescidden ayrılmadan Dıhye içeri girdi. Allahın Resülü mübarek hırkalarını arkalarından çıkanp yere serdi ve:

— Ey Dıhye, dedi, buyur üzerine otur!..

Dıhye sanki gül dalındaki çiçekler gibi titriyordu.. Bu iltifat-ı Peygamberi karşısında duygulanmıştı. Eğilip mübarek hırkayı yerden aldı, yüzüne, gözüne sürdü, öptü, öptü ve başına koydu. Dilinden de şu inciler dökülüyordu:

— La ilahe İllallah, Muhammedürresûlüllah!…

Gözleri ise bir pınar gibi akıyor, nedâmetle çırpınıyordu…

Varlığın sebebi olan Cenâb-ı Peygamber hayret ettiler:

— Ey Dıhye, dediler, bu ne ağlamaktır? Şimdi gam devri delil, neş”e ve sürür zamanı…

Dıhye yaralı keklikler gibi çırpınarak:

— Ey şeker huylu, misk kokulu Peygamber, dedi, ben birçok büyük günahlar işledim. Rabbine sor, bunların keffareti nedir? Eğer canıma kıymamı emredersen onu da yaparım. Malımdan bir sadaka çıkarıp vermemi istersen derhal veririm!..

Rahmet Peygamber sordular

— Senin günahların nelerdir?

Dıhye şöyle anlattı:

— Ben bildiğiniz gibi kabile reislerinden biriyim. Kız çocuğumun olmasını hiçbir zaman arzu etmedim… Öyle ki onlardan tiksindim. Böylece dünyaya gelen nice kızlarımı öldürdüm…

Cehalet devrinde Araplar kız çocuklarını kendi elleriyle diri diri toprağa gömüyorlardı… Dıhye de cehaletin o kara batağına saplanarak kendi öz yavrularını kara topraklara gömüvermişti. Şimdi onun için nedamet duyuyordu…

Ondan bu müthiş sözleri duyan Nebiler Nebisi hayret ettiler ve susup kaldılar. Az sonra gökler ülkesinden müjdelerle Cibril-i Emin geldi:

— Ey Allahın Resûlü, dedi, Dıhye”ye bildir ki: Rab-bin buyuruyor: İzzet ve celâlime andolsun ki, sen Lâ ilâ-he İllallah Muhammedün Resülüllah dediğin anda senin altmış senelik günahlarını bağışladım. Nasıl olur da kızlarını öldürmenden mütevellid yüklendiğin günahları ba-ğışlamıyayım? (‘)

Kelime-i Tevhidin esrarını görünüz de onunla hem-dem olunuz. Kim ki. hâlis bir kalb, temiz bir dille Rabbini anarsa ona cennet yollan açılır…

Evet:

Misk kokular veren gül. Muradına eren gül. Gönülde yeşeren gül,

Lâ ilahe İllallah!..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here